Kayıtlar

Pink Floyd ve Bruce Banner

"Bruuuccyy! We are coming clooseer!" akşam böyle başlamıştı.  İlerleyen saatlerde de "Bruuuucy, my only love" diyerek devam etti. Ne söylediğimizin zerre önemi yok, nasıl söylediğimizin de önemi yok. Tecrübe ettiğimizdi sadece  önemli olan. Devamı bir hikayeden fazlası... Yazar mıyım bilmem, belki üşenmem. Bruuuucy,  belki ikna eder beni. 

Şafağın Sökmesini Beklemeyenler

- Tütünüm yok. Sirkeye durmamış üzüm;  Kırmızı. Belli ki dionysos istemiş. Rüzgâr okşuyor, Eugene yeniden doğuyor. Çığlıklar, varoluş sancısından beter. Doğum gibi. Gece, sabaha duruyor, bekliyor bazıları; sabahı, en azından şafağı. Şafağın sökmesini beklemeyenler, Ölüyor ya da doğuyor;  Aynı; Albatros. -  2100 mg, 1500ml.

Tripamin

Aşığım sana, çoktan öldüm. Güneş yeniden doğuduğunda ben, Bağırıyorum hep Hudgson gibi: Tanrım! Beni neden terk ettin? Bismillahirrahm anirrahim. Not:  This is the trip, This is the best part of the trip The best part I really like

Nasıl

Önemli olan, Kime, nasıl, Sahip olduğun değil, Kimle, nasıl, sahip olduğumuz.

Bir Gecede Bir Sabah, Sütte Ne Çok Kan Var

Resim
Gece olur, Gece hep olur. Sabah olur, Sabah bazen olur.  Cümleler başlar,  Cümleler hep başlar.  Cümleler biter.  Cümleler bazen biter.  Arası bir boşluk.  Hiçbir şey olmaz, Binlerce şey olur.  Her şeyin bir hikayesi vardır,  Yalnız, bazı hikayeler anlatılır.  Bazıları hikayeler,  sessizlikte kaybolur,  Bazıları rüzgara karışır.  Kelimeler doğar,  Kelimeler hep doğar.  Kelimeler ölür,  Kelimeler nadiren ölür. Sen durursun, Zaman akar.  Zaman durur,  Sen bazen akarsın. Nefesler sayılır,  Nefesler hep sayılır.  Kalp atar, Kalp elbet susar. Gece biter, Gece nadiren biter. Sabah gelir,  Sabah mutlaka gelir. Ve o gelişte; Yeniden başlarsın, Bitmemiş cümleleri tamamlamaya. Nihayetinde, Yaşamak ölümdür Ölmek, ölebilmek de yaşam.   Yaşarsın, ölmeyi,  Ölürsün, yaşamayı.

Noktalı Virgül

Noktalı virgülü, bugün anladım. Senin hikayen biterken,  Benim hikayem bir süre daha devam edecek. Yer yarıldı ve sen içine girdin.   Şimdi, saat sabaha karşı Ve odaya hayalin yayılıyor. Rüyalarda mı konuşacağız seninle?  Böyle susmak olmaz, birazcık anlat.  Sen, şevkat öğreten; Kinime ve gözyaşlarıma boğma beni.  Biraz yoruldum, biraz da yaşlandım gittiğinden beri.  Menekşelerin kokusunda,  Aysız gecelerde,  Dalgasız denizlerde,  Dumansız sobalarda  Buluşacağız seninle.  Her yerdesin ama görünmezsin Sen gittiğinde, Kanadı kırık bir masumiyet kuşu uçtu içimden. Seni son kez öptükten sonra  Soğuk taşa oturup tüketmeye çalıştım ciğerlerimi, Başaramadım.  Acı geldi sonra,  Göz yaşım akmadı ama kalbim... Kalbim paramparça oldu.  İnsan kalbi... Zayıf bir organ.  Sevgiyle büyür,  Alışkanlıkla bağ kurar, Ve parçalanır.  Sana afilli cümleler kurardım da anlamı var mı ki?  Seni taşıyacak bir cümle yaza...

Sessizlik

Dönüşü olmayan yol, Zihninde oluşturduğu sahnede kendine rol bulamayanlar, Ufak bir sessizlik Ufak bir sessizlik Ufak bi' ...

İz

Bazı şeyler;  Akıllarda,  Anılarda,  Ve bazı şeyler, Kabuslarda kalır 

Kaybolan Ruhlar

Gözlerimde yabancı bir ışık, Dudağımda soğuk bir sessizlik, Karanlık sokaklar, kaybolmuş bir ruh, Yabancılaşmış hisler, bensizlik bu. Sokak lambaları söner, karanlık basar etrafı, Kalbimde yankılanır yalnızlık acıları. Yabancı duygularla dans ederim geceyle, Kaybolmuş bir melodi, yitik bir hikaye. Yabancılaşmış bir dünyada yürürüm, Gözlerimde yıldızlar, ruhumda kederim. Yabancılaşmışım, yabancılaşmışız, Kendimizi kaybettik, bir yabancı rüyadayız. Sessizce geçerken şehrin sokaklarında, Kimse görmüyor içimdeki karanlığı. Yabancılaşmış bir nefes gibi soluyorum, Kaybolmuş bir şarkıyı dinler gibi duruyorum. Yabancı ruhlar arasında kaybolmuşum, Kendi gölgemle bile yabancılaşmışım. Karanlık bir dünyada yalnızım ben, Yabancılaşmış bir ruh, kayıp bir iz gibi. Gecenin karanlığında kaybolmuşum, Yabancı sokaklarda adımlarım. Düşlerimden uzaklaşmışım, yitirmişim, Yabancılaşmış bir ruhla burada yalnızım. Karanlık gökyüzüne bakıyorum sessizce, Yıldızlar arasında kaybolmuşum düşlerle. Gözlerimde yaban...

Kızıl Neptün

 Bugün, hiç hesapta yokken bir yörüngeye girdim. Üstelik bu yörünge, Mars'ın kızıl sanılan yüzeyi gibi değil. Bir kızıl. Kızılken, Neptün gibi gözleri. 

Koma

 Geçmiş, şimdi, geleceği mahveden bir an.

Rüya

 İlk koma provası. 

Bir şey

Bir şeyi başlatmayı sevdiğim yıllardan, Bir şeyi bitirmeyi sevdiğim yıllara geçerken,  Bir şeyleri sürdürmeyi de severdim. Şimdilerde,       Bir şeyleri başlatmayı, sürdürmeyi ya da bitirmeyi değil,       Bir şeyleri yıkmayı seviyorum.

Harold Norse'la Konuşmalar

- Ben erkek değilim. + Biyolojik olarak erkeğim - Aile geçindiremem, yeni şeyler alamam onlara. + Bok gibi param var artık, her bir siki alabilirim; ama tercih etmem. - Sivilcelerim ve küçük bir de çüküm var. + Sivilcem yok, çüküm de küçük değil.  - Ben erkek değilim. + Ben biyolojik ve seksüel olarak erkeğim.  - Futbolu, boksu ve arabaları sevmem. + Futbolu bir zamanlar severdim, boksu bir zamanlar spor olarak yaptım. Arabaları hala daha sevmiyorum - Duygularımı ifade etmeyi severim. + Duygularımı ancak gerçek arkadaşlarıma karşı ifade ederim.  - Hatta kollarımı arkadaşımın boynuna dolamayı. + Gerçekse hissettiğim şey, gerçek arkadaşımın boynuna sarılırım - Ben erkek değilim. + Ben erkeğim.  - Bana verilen rolü oynamayacağım – Madison Avenue, Playboy’, Hollywood ve Oliver Cromwell’in yarattığı o rolü. + Bana verilen rolü uzunca zaman oynamadım, sonunda kişisel tatmin dışında bir bok elde edemedim. - Televizyon bana nasıl davranacağımı söyleyemez. + Televizyon bana ...

Koyaanisqatsi

Yaşamdaki dengesizlikti her şey. 

Hannah! Ben hala bildiğin serseriyim

Hannah!  Ben hala bildiğin serseriyim. Alkol ve sigara hala hayatımda. Kitaplar ve müzikler de... Kırmızı balığım vardı ya o öldü.   Hannah!  Ben hala bildiğin serseriyim. Hala sarhoşken yazıyor, Bir sonraki şişenin dibini gözlüyorum. Çok sevdiğim daktilom vardı ya onu sattım.   Hannah!  Ben hala bildiğin serseriyim. Sabahları uyanamıyorum. Geceleri uyuyamıyorum. Yazdığım kitap vardı ya bitti   Hannah! Ben hala bildiğin serseriyim. Her sabah şampiyonların kahvaltısını yapıyorum. Her gece dynsosla konuşuyorum. Çektiğim film vardı ya bitti. Hannah! Ben hala bildiğin serseriyim. Siyah beyaza çeviriyorum çektiğim fotoğrafları. Isabella’yı anlatmıştım ya sana o gitti.   Hannah! Ben hala bildiğin serseriyim. Mektuplar yazıyorum sana ara ara, Bilinmeyen ölçülerle bilinmeyen konuşmalar yapıyorum sana.    Hannah! Ben hala bildiğin serseri değilim.  Yıllar geçti kızıl saçlarını görmeyeli.

Lazarus'un Ölümü

Lazarus, Ay'ın karanlık yüzünde Günışığından mahrum can verdi. 

İsimsiz: Kırmızı Balık'ın Hikayesi

Sigarasını söndürdükten sonra kalan yarım bardak birayı tek seferde mideye indirdi. Oturduğu eskitilmiş ahşaptan yapılma koltuktan tek kelime sarf etmeden doğruldu, veda etmeden ayrıldı. Dışarıya çıktığında sokağın sesine kulak verdi. Yüzlerce insanın konuşmalarının üst üste bindiği, gürültü diye adlandırılan bu ses ona her zaman çekici bir enerji verirdi. Derin bir nefes aldıktan sonra sokağın bitimine ağır adımlarla yürüdü. Ana caddeye geldiğinde kulaklığını taktı ve Jeff Beck - Cause We Have Ended as Lovers'ı açtı ve kalabalığın arasına karışarak yürümeye başladı. Bir süre hiçbir şey düşünemedi. Kendini kulağındaki gitar tonlarına bıraktı. Üç ya da dört kere dinledi. Bir ara sokağın girişine geldiğinde, refleks olarak saptı. Farklı bir ara sokak farklı seslerin üste bindiği, fakat aynı enerjiyi aldı. Önceleri Rum Konakları olan, 20 yıldır pub'a çevrilmiş konaklardan birine girdi. Bu konakların hepsi iki katlı, cumbası olan, geniş bir avluya sahipti. Bara doğru yöneldi. Tabur...

Guguk-kuşu

Resim
Gri gökyüzünün ve turuncu ışıkların hakim olduğu şehrin rüzgarına karşı koyarak yürüyordu. Sokakların ıssızlığı garip bir huzur veriyordu. Turuncu ışıklar kendini karanlığa bıraktı, bir tiyatro oyunun son perdesi gibi ağzından çıkan su buharını bile göremez oldu. Gerisi sessizlik. Yüzüne gün doğumunun huzmeleri çarptığında uyandı. Dün gece yaşadığı yorgunluk, bayılmasına ve geceyi yanmayan bir sokak lambasının altında geçirmesine neden olmuştu. Yattığı yerden doğruldu, üzerindeki tozlardan kurtuldu. Yürümeye başladığında, başının arkasındaki şişliği fark etti, kanamıştı. Umursamayarak, yürümeye devam etti. Bir sigara yaktı ve kendine gelmek için henüz açılmış olan kahveciden kendine sade filtre kahve aldı. Şampiyonların Kahvaltısını yine aksatmamış günün geri kalanını iyi geçirebilmesi için yapması gereken ilk adımı tamamladı. Bu adımdan sonra genelde günün geri kalanını düşünür ve yapacaklarının kararlarını alırdı. Öyle olmadı. Gece, yorgunluktan bayılmasına neden olan şeyi düşü...

Zamansız Mekan, Mekansız Zaman

Zamanın henüz varolmadığı bir zamanda, mekanın henüz varolmadığı bir mekanda, her şeyin temelinde hiçbir şey vardı, sözleri aktı parmaklarından kağıda. Bu sözler 30 yıllık hayatının, milyonlarca yıl yaşamış içselliğine aitti. her zaman çıktığı bu içsel yolculukta duyduğu, yankıların denizden karaya doğru vurduğu zamanın varolmadığı bir sabah vakti zamanın varolduğu gecenin en karanlık vaktine yaklaştığını anlardı. Işıksızlık içinde kapattığı masa lambasından sonra karanlığın içinde yalnızca yankıların neon renkleri ve ıslak, iri kesilmiş tütünden sarılma sigarasının yanan külü gözükürdü ve şimdi tan ağarıyor olanca ağırlığıyla sigarası bitmek üzere yankıların neon renkleri kaybolmuş vaziyette yeni bir yaşam başlıyor, zamanın var olduğu mekansız mekanda. Bir albatros uçuyor, göğün tepesine doğru. Son bir uçuş.   Göğün en tepesinden yerin en dibine doğru. Belki yankılar, kıyının içselliğinden gerçekliğe doğru.

İçbükey

Gece, sabaha henüz gebeyken, Arkada bir Miles Davis çalıyor. Yeşilin içindeki mavi. Çoğunuza bu,                        güzel bir balta girmemiş ormanın içindeki                                                                                            su birikintisini hatırlatıyor; Ama,           mutluluğun içindeki mutsuzluk aslında. İyi bir saksafon ancak, Onun acılarını yaşamış, zevklerini tatmış,                                                                     bir zencinin elinde her zaman ...

İsimsiz: Yanılsama

 .  .   . Son esintide beynimde sonsuz nehirler, parıltılı ışıklar gösterdi kendini. Sessizliği münasebetiyle yaydığı elektromanyetik dalgalar, kendimce oluşturduğum kalkanların esiri oldular ve ben ona baktım büyük boşluğa. Hayaletlerle dolu, ıslak, sert. Sessiz. Samimiyetsiz bir sessizlik bu. O ana kadar kendince istikrarlı olan düşüncelerim, beynimin içinde yankılandı. Sessizliğin ve gürültünün isteği; Sezgilerim; her insan nefret ediyor, ama nefretinden kurtulması muhtemel. Bazen, kimseye ihtiyacın olmadığını hissediyorsun. Bazen, aklına bile gelmeyen, bazen de tam da istediği evrelere doğru demir alıyor.   Frekansı az olan zaman aralıklarında, son derece buhranlı yalnızlıklarında bir doz eroin gibi zerk ediyor hücrelerinin her birine yitmeyen, yitemeyen anıları nefretine olan. Bütün iyi şeylerin, her anın bir yanılsama olduğunu  fark ettiğim anlarda, henüz tutuşmuş ve yeni ısıtmaya başlamış olan ateş; parlıyor, yakıyor tenimi. ...

K/an

An;        Zamanın içinde gizlidir Zaman;                    Kanın içinde.

Işığın Hikayesi

Boşluğun içinde giderken aynada kendine baktı. Yoktu.

Çizgiler ve Noktalar Üzerine

Resim
-Heeee şu mesele. +Hemen hemen. -Evde hissettiren gitar tonları... +Erkeklerin yazdığı iyi şarkılar zaten eve dönüş ya da evde olma hakkındadır. -Güzeel! hep çıktığımız yere dönmek çabasındayızdır diyorsun. +Tüm mesele bu değil mi dikdörtgen duvarların arasında kendini evde hissetmek. Sıcak, huzurlu ve güvende. -Sarmalanmış, nemli   vesaire... +Embriyoyken her şey çok kolay. -Evet sahiden de büyük bir kısmı bu meselesi, tümü değilse de kapsanmış da denebilir. +Dünyadaki tecavüzden uzak. -Embriyodan yola çıkacak olrusak. +Eh, hemen hemen her şey onun hakkında. -Rahmin çıkardığı boğuk sesleri dinliyorsun. gözlerin bile kapalı daha. +Akciğerlerine hava dolmamış. Annene ilk hediyeni vermemişsin. -Evet, çığlıklarla terk ettiğimiz deliğe geri girmek. Tabii zor oluyor. Olsaydı oluyormuş gibi olduğu durumlar bu kadar iyi hissettirmezdi. +Düşünsene insanlara bir deliğe girmek ve o deliğine girilen insanlara kısa bir an da ...